otuz ve beş

_____
"Yakışıklı olmasa da olur," dedi Ayfer. Çirkinliğime karşı kazanabileceğim ender zaferlerden biri için ayağıma gelen bu muazzam fırsatı tepecek değildim. Banu'dan henüz yeni ayrılmıştım ve önümüzdeki en az beş ay için gözüme kestirdiğim Ayfer'e ivedilikle hak vererek, "olur tabii, niye olmasın," dedim. Ayfer kendisine verdiğim hakkı pek siklemeden kahvesinden bir yudum içti. Ezildim, ama aldırmadım. "Tabii, tabii, yakışıklılığın ne önemi var ki," dedim tekrar. İstediğim karşılığı yine alamadım. Bu sefer biraz sinirlendim. Bir eziğin sinirinden korkulması gerektiğini henüz bilmiyordu Ayfer, ama öğrenecekti. "Yaa, yakışıklılık dediğin şey geçici, üç beş günde solan bir gülden ne farkı var, olmasa da olur," dedim. Ayfer yine, ama yine siklemedi. Ucundan bile değdirmedi. Neden? Çünkü Can'ın Facebook profiline bakmakla meşguldü. Bu kadarı da fazlaydı. Kıskançlığım artık kontrol edemediğim sinirimle istemsizce bütünleşince, "OLUR ULAN! OLMAZSA AMINA KOYAYIM!" diye haykırdım. Ayfer yudumladığı kahvesini irkilerek telefonuna püskürttü ve asabiyetle harmanladığı korku dolu bakışlarını benim kızgın duygulara yatırdığım sevgi dolu gözlerime dikti. Aramızdaki bu gergin saniyeler sanki hiç yaşanmamış gibi yanına acemi bir çocuk gibi sokuldum hemen ve "olur di mi," diye sordum tatlı tatlı. "Olur dedim ya be, geri zekalı mısın nesin, salak," dedi. İşte şimdi olmuştu! Zaferime giden kapıyı aralamıştı Ayfer. "OLEY!" diye böğürerek zıpladım yerimden. "Parası," dedi sonra Ayfer. Havada asılı kaldım. "Olsun," diye devam etti Ayfer. Düşüşe geçtim. "Kafi," diye bitirdi Ayfer. Sandalyeye baya sert çarpmışım sanırım, bayılmışım.

- İşte şurada çizdiğim ilk tarak. Büyüğünden. E. Çizgiler biraz titrek mi çıkmış ne! Çevir sayfaları çevir! Bak, ilk cümlem. Okunmasa da biliyorsun ne olduğunu. Ali bu. Bakıyor. İlk macerası. Sonraki sayfalarda kadraj genişleyince belli olacak neye baktığı. Hani bana soruyordun ya, favori karakterim kim diye, bu işte: Ali. Daha her şeyin başında ipucunu vermiş bize, görmüyor musun? Mutluluğun nerede olduğunu bakışlarıyla göstermiş. Çok sonraları, çok geç çözdüm ben bunu. Aslında Ali sensin, benim, biziz. Bizden bir parça. Dingin, uysal, samimi. Ali vefanın kendisi, biraz da özveri. Ali alın teri demek, emek demek. İmgelerin en güzelini, en özelini fısıldıyor bize: At.

- Birader, allasen kaldır şu ilkokul defterini. Nereden çıktı şimdi bu? Ne anlatmaya çalışıyorsun? Ne favori karakteri? Ne Ali'si? Ne diyorsun sen yahu?

- Kadın diyorum. At gibi. Kadın, kadın, kadın! Bedava yok mu?

- Atın şu fakir pezevengi dışarı! Camdan bakıp bakıp yalansın itoğlu it!

otuz ve üç

_____
Bir arkadaşımın aylardır mailime attırdığı, "Mustafa (Graphic Designer, Social Media Specialist and Web Application Manager) seni Linkedin ağına eklemek istiyor, sen de katıl, ne duruyorsun!" şeklindeki mesajlarını en sonunda ayıp olmasın diye olumlu yanıtlamaya karar verdim ve Linkedin'e kayıt oldum. Bana mesleğimi sordular, "Mühendis" yazdım. Kaydımı tamamlayınca içinde biraz daha dolaştım ve bir ilkokul arkadaşımın Sütçü İmam'dan diploma aldıktan sonra "International Account Manager" olduğunu görerek şaşırdım. Olduğu şeyin ne olduğunu gerçekten bilmiyordum ama kendisinin iki ile ikiyi topladığında beşi elde etmeyi dördüncü sınıfta bıraktığını hatırlıyorum. Biraz daha dolaştım. Gördüm ki lisedekilerden biri "Corporate Regional Sales Executive" pozisyonunda yardırıyor, bir diğeri "Customer Services Specialist" olarak dünyayı baştan yaratıyordu. İkisi de ülkemin saygın üniversitelerinden biri olan, girenin büyük zorluklarla çıkabildiği Niğde Üniversitesi'nden mezun olmuşlardı. Beriki "Freelance Science Analyst"lik yaparak evinde deneyler gerçekleştiriyor, öteki "Senior Auditor" olarak sanırım konserlerde hoparlörlük yapıyordu. Ulan hepsi çok büyük adam olmuşlardı. Kendimi ezik hissetmeme ramak kalmıştı ki o an İTÜ'de okurken yurtta beraber kaldığım oda arkadaşımın profilini gördüm, kendisi de benim gibi sadece bir "Mühendis"ti. Diğer oda arkadaşıma baktım, o da ola ola anca basit bir "Doktora Öğrencisi" olabilmişti. Suçlu ben değildim demek ki. Suç, beni de kendileriyle birlikte dibe çeken oda arkadaşlarımındı. Allah ikinizin de belasını versin şerefsizler!

Önceki →
Önceki Kayıtlar