Kapında sabahladığım geceyi hiç unutamıyorum sevgilim. Dışarıda Katrina tüm seksiliğiyle eserken, uçuşan eteklerin görünür kıldığı bacakları izlemek yerine kafamı kapına dayamış hüngür hüngür ağlıyordum. Soğuktu. Çok soğuk bir Aralık gecesiydi. Üzerimde sadece ince bir tişört vardı indirimden aldığım. Waikiki’de 9.99 liraya satıyorlardı, ben 10 lira vermiştim. Altımda ise kot pantolonum ve çıplak ayaklarıma geçirdiğim parmak arası terliklerim sarıyordu uzuvlarımı. Çok soğuktu ama senin hayalin beynimden yayılan bir ateş dalgası gibi sarmalıyordu bedenimi ve kızlar sokakta mini elbiseleriyle yürümeye devam ediyorlardı. Bilirsin, bizim mahalle böyle bir yerdir işte, mahalleliler de en başından beri hep böyle çılgındı zaten. Ama diyorum ya, sonuç olarak soğuktu. Fırtına pencereleri sarsıyor, bulutlar ara ara gözyaşı döküyor, ben kapında ağlıyor, sen de yatağında uyuyordun. Çaresizdim. Tüm olanları sana bir türlü anlatamıyordum da… Halbuki açıklayabilirdim.

O yan dairedeki yellozun Özge ile beni sinemada el ele görmüş olması kesinlikle zamansız bir talihsizlikti. İzlediğimiz romantik komedi tadındaki filmden sıkılarak el kızartmaca oynadığımızı nereden bilebilirdi ki? Sonra sinemadan çıkıp Özge’nin evine gidişimiz de aynı sebepten vuku bulmuştu zaten. Film çok sıkıcıydı sevgilim. Özge’ye “madem film bu kadar sıkıcı, niye senin evine gitmiyoruz o zaman,” şeklindeki teklifi keşke yapmamış olsaydım. Bu kadar yanlış anlayacağını bilseydim Özge’yi evine bırakır, oradan da sana gelirdim. Ama film gerçekten çok sıkıcıydı ve Özge’nin evinde de kaloriferler yanmıyordu. Donarak ölmemek için yatağın içine girmemizi keşke bu kadar büyütmeseydin. Diyorsun ya “o zaman niye çıplaktınız?” Sen hiç mi fizik, hiç mi biyoloji dersine girmedin sevgilim? Birbirine sürten iki yünlü kazağın elektrik çıkaracağını, sıcaklık çıkması için ise iki çıplak tene ihtiyaç duyulduğunu nasıl bilmezsin! Ne yapsaydık yani, elektrik çarpmasından ölse miydik? Bensiz bir hayatın senden neler eksiltebileceğini hiç mi düşünmüyorsun? Film çok sıkıcıydı diyorum, anlamıyor musun?

Saat sabaha karşı altı olduğunda; yani gökyüzündeki bulutlar güneşi maskeleyerek havanın aydınlanmasına izin vermediği o sabah, üzerimdeki ince tişörtümle kapında ağlayarak beklemekten de beklerken ağlamaktan da vazgeçtim. Belli ki açmayacaktın. Ben de oturma odasına geçip Bizim Mahalle’nin o an televizyonda dönmekte olan elli sekizinci bölümünü izlemeye karar verdim. Seksi aktris Banu Özyüksel gerçekten de bundan önceki elli yedi bölümde olduğu gibi hala mini eteğiyle sokakta yürümeye devam ediyordu ve inanır mısın, dışarıda hava inadına soğuktu. Neyse ki Bizim Mahalle o kadar da sıkıcı değildi.

elli ve yedi

_____
"Sen okunduğunda daha komiksin," dedi. Dedim, doğrudur. "Daha çok gülmeyi beklerdim yani bugün, sen konuştukça gül gül ölürüm sandım," dedi. Dedim, niye, ben şaklaban mıyım, öyle bir hizmet vaadi mi verdim? "Hayır, tabii ki ama, ne biliyim, çok sessizsin işte, yazdıklarınla hiç uyuşmuyorsun," dedi. Dedim, sen çektiğin fotoğraflarla uyuşuyor musun peki, ben sana diyor muyum bugün buraya üstten çekilmiş dekolteli meme olarak gelmeni beklerdim diye, mesela hiç diyor muyum şurada karşımda bir çift parlayan bacak olarak oturacağını sanmıştım, hiç sorduğumu duydun mu niye sana her dokunduğumda poponu sallayan bir videoya dönüşmüyorsun diye? Kusura bakma ama sen de Instagram hesabındaki haline hiç benzemiyorsun. Senin bir suratın varmış meğerse ilk defa bugün gördüm. Kamera arkasında bambaşkaymışsın, hiç kusura bakma! Resmen, o karelerdeki vahşi meleğin hiç bir Instagram takipçisinin bilmediği öteki yüzüyle tanıştırdın bugün beni, hiç diyor muyum! "Ay, komik değilsin ama çok şapşalsın sen, sevdim," dedi gülerek, "peki, akşama kamera önündeki Selin'i tanıştırayım sana o zaman," diye de bitirdi. Oysa ben hızımı alamamıştım. Dedim, sen beni ne sandın? Bedeninle sanatımı satın alabileceğini mi zannettin? Bu sefer daha çok gülmeye başladı. O güldükçe memeleri bana mısın, ona mısın demeden hopluyordu. Hopladıkça taşıyorlardı. Oha, dedim memelerine bakarken, işte Selintr87 tam karşımda. İstiklal caddesinde yürüyen ünlü görmüş gibi heyecanlandım. Sonra dedim, satarım tabii, kökü bende değil mi, yine çıkar. Elinden tuttum, evine doğru koşa koşa koşturduk. Selintr87 ile tanışacak olmanın heyecanıyla yanıp tutuşuyordum.

Tam çaydanlıktaki kaynar suyu içeceğim sırada kapı çaldı. Hayrola acaba, diyerek çaydanlığı tezgaha bırakıp kapıya gittim. Gelen kim olsa beğenirsiniz: Ayten'in benden sonraki sevgilisi Faik. Hemen içeri buyur ettikten sonra halini hatrını sordum. Kötüymüş çünkü Ayten bunu terk etmiş. Dedim, olur öyle. "Olmaz," dedi ve asabi bir şekilde odanın içinde volta atmaya başladı. Dedim, sakin ol. "Neye sakin olayım, neye?" diye bağırdı. "Bak kanka," dedim, "ben de tam intihar etmek üzereydim, gel beraber edelim istersen," dedim. "Harbi mi lan," dedi. Dedim, ayıpsın, şurda yirmi senelik kankayız, ne yalanımı gördün? "Tamam lan, edelim de Ayten de kahrından gebersin," dedi. "Geberir, geberir," dedim, "sen hiç merak etme." Verdim buna çaydanlığı, "dik lan," dedim. Başladı içmeye. O sırada yine kapı çaldı. Faik'i o halde bırakıp gidip açtım. Kim gelse beğenirsiniz: Ayten'in benden önceki sevgilisi Naim. "Naptın müdür," dedim. "Hiç sorma," dedi. Dedim, geç içeri geç, Faik de burda zaten. Girerken anlatmaya başladı, meğer Ayten bunu da terk etmiş. "E onu biliyoz zaten olum," dedim, "sonrasında da beni terk etti ya, hatırlasana." "Hadi ya," dedi, "Faik'i de mi terk etmiş yoksa," diye sordu. "Ne sandın, içerde şimdi, intihar ediyodu en son, herhalde ölmüştür artık," dedim. İçeriye baktık, hakkaten ölmüştü. "Sen de ölcen mi," dedim Naim'e. "Alırım bi acısız," dedi. Bir tencere su da ona kaynattım. Şerefsizler buldular tabii enayinin suyunu doğal gazını, bedavaya ölüyorlar. Hemen Ayten'i aradım, "gel, topla şu pisliğini," dedim, "intihar edicem, evde su kalmadı," dedim, "su da getir," dedim, "susadım amınakoyim," dedim. Önce kısa bir sessizlik oldu, sonra Ayten ne dese beğenirsiniz: "Ne intiharı be, Faik şu an benim yanımda, gerizekalı!" OHA! Üç saniyelik donuşun ardından ahize elimden kayarak yere düştü ve hemen koşarak odaya girdim. Yerde yatan adamlara baktım. Hakikaten ilk ölen kişi Ayten'in benden sonraki sevgilisi Faik değil, Ayfer'in benden önceki sevgilisi Faruk'tu. Diğerine baktım o da Ayten'in benden önceki sevgilisi Naim değil, Ayla'nın benimle beraber idare ettiği Saim'di. Alnımdan soğuk terler akarken gözüm aynaya ilişti. İlişmez olaydı, vah kesişmez olaydı. Zira ben de ben değil, Ayten'in benden sonraki sevgilisi Faik'tim. Ne oluyor lan böyle dememe kalmadı, yan tarafımda bir hareketlenme hissettim. Kafamı çevirdim, işte Ayten de orada, hemen dibimde, kollarını omuzlarıma dolamıştı. O, "neyin var sevgilim," diye sorarken kulaklarımı tıkayıp çığlıklar atarak mutfağa gittim. Çaydanlığı suyla doldurdum ve altını yaktım. Gözlerimi kapadım, kendi kendimle fısıldaşarak suyun fokurdamasını bekledim. Yaklaşık sekiz dakika sonra, tam çaydanlıktaki kaynar suyu içeceğim sırada kapı çaldı. Hayrola acaba, diyerek çaydanlığı tezgaha bırakıp kapıya gittim. Gelen kim olsa beğenirsiniz..

Önceki →
Önceki Kayıtlar