Yıkılmayan Kadın

Yıllar önce bir kadın tanıdım. Piyasada nadir bulunan bir Mahsun Kırmızıgus'tu. Ait olduğu Mahsun familyasının tüm özelliklerini sapına kadar taşıyordu. Ezilmiş, çeşitli zamanlarda mağdur olmuş, türlü yerlerinden mundar edilmiş, kaderle dalaşmış, haksızlığa uğramış, içi kan ağlayan, günde üç öğün sol yanı sızlayan; ama yıkılmamış, ama ayakta, ama dertleriyle başbaşa... Geçmiş olduğu zorlu hayat yollarından mütevellit, Türkçe dağarcığını sadece yürekte tahriş yapan ama yıkılmayan cümleler oluşturuyordu. "Ulan" dedim. "Hakkat" dedim. "Güçlü bir insan bu ya" dedim. Bak neler yaşıyor, bak neler görüyor, neler duyuyor; ama hala umarsızca hayatta, helal olsun diye şuursuzca düşünmeden edemedim.

Yollarımız ayrıldıktan sonra uzun seneler geçti. Bu uzun senelerin sonunda kendisiyle bir gün yine karşılaştım. Ayaküstü biraz sohbet etmeye çalıştım. Çalıştım diyorum, çünkü hala kelime dağarcığını geliştirememişti. İngilizce eğitimine başlayan kardeşim bile daha ilk gününde, "I'm happy" demeyi öğrenmesine rağmen; o tembel bir öğrenci gibi yerinde saymış; hayatın ona verdiği 'M', 'U', 'T', 'L' ve 'K' harflerini anlamlı bir kelime oluşturacak şekilde birleştirme ödevini hala bitirememişti. Onun içi hala kan ağlıyordu. Hislerini yine kelimelere dökemiyordu. Bir yerleri yine sancıyordu. Güçlü olmaktan yine bıkıyordu. Kader onu hala sevmiyordu. Herkes üstüne üstüne geliyordu. Geriliyordu. Kızıyordu. Ağlıyordu. Tutuyordu. Yalıyordu hatta. Ve hem alıyordu da. Ama hala mağdurdu. Hala hayat ona karşıydı. Yine de hala direniyordu. Tutunuyordu. Biliyordu. Güçlüydü. Yapardı. Aslandı. Kaplandı.

O an tüm bu hüznün, bu kederin içerisinde bir aydınlanma yaşayıverdim. Afiyetle severek yediği Karper Üçgen Peynir'lerinin iddia edildiği gibi aslında üçgen değil de, birer daire dilimi olduklarının farkına yıllar sonra varan bir insan gibi aydınlandım. Öyle büyük bir aydınlanmaydı bu, öyle bir ışık saçtım. Beni gecenin köründe havada tutsalar, "Uğur Dündar Arena" stadında maç oynanmaya elverişli bir atmosfer dahi yaratabilirdim.

Karşımdaki yalancı "acı" canavarının gözlerini kamaştırarak; "Ulan" dedim. "Hakkat" dedim. "Bi siktir git" dedim. "Ne bitmez kara talihmiş. Bi siktir git yahu, yeter be!" dedim. "Yıkıl, öyle gel!" dedim. "Pis yapay mağdure" dedim.

Güzel dedim ama.
Ben beğendim hakkat.
Onu orada, ayaküstü mağdur ediverdim.
Ona hayatının on bin yedi yüz seksen altıncı mağduriyetini yaşattığımı düşündüm. Belki okadarıncı değil, ama muhakkak ona yakındı.

Sözlerim karşısında yüreği büyük bir ihtimalle tarifi imkansız bir şekilde sızladı. Sorsam, muhtemelen kelimelere dökemezdi. Ama acısına gem vurup ayakta kalmayı, yıkılmamayı başardı. Gerçekten muhteşem bir muvaffakiyet şöleniydi bu onun açısından. Benim gibi bir zalime, benim gibi bir kötüye iki saniye süresince sonuna kadar direndi; sonra hayata bastığı gibi yere de sağlam basan o ayaklarının üzerinde 180 derece döndü; ve "Yenilmedim, buradayım!" bakışı atarak Mahsun'dan alıntı yapan gözleriyle yıkılmadan uzaklaştı. Arkasından "Ulan" dedim. "Hakkat" dedim. "Güçlü bir kadın bu ya " dedim. Az önce şu insana benim yaşattığım acıya bak, bir de bu büyük acıya direnip hala bedenini taşıyabilen o 38 numara ayaklarına bak; Baldırlara, bacaklara bak hele; Kalçalar da güzelmiş hee diye düşünmeden edemedim.

Sosyal Medyaya Aktar :

1 yorum

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt