Altmış Beş Milyon

"Bu maçı kazanmak için altmış beş milyonun önünde elimden geleni yapacağım, haydi Türkiye ekran başına!"

Benden 20 yaş büyük dayımla beraber oturmuş televizyon izliyorduk. Ve televizyonda Orhun Ene, bir milli basket maçı öncesi, maçı verecek olan kanalın reklamında çıkmış kameraya konuşuyordu. Altmış beş milyon diyordu. Hepiniz beni izlesin diyordu. Şov yapıcam ulan diyordu. Alırım aklınızı diyordu.

Dayıma döndüm. "Dayı" dedim. Dedi: "He?" Dedim: "Bu işte bir tutarsızlık var" Dedi: "Nasıl?" Dedim: "Şimdi bu adam Türkiyeli. E bu adamın zaten kendisi altmış beş milyonun içinde değil mi dayı?" Dedi: "Eee?" Dedim: "E ozaman bu adam oynarken kendisini izleyemeyeceğine göre, onu izleyecek kişi sayısı altmış beş milyon olmaz ki." Şöyle bir süzdüm dayımı. "Altmış dört milyon dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz kişi olur." dedim. "Rakamla 6-4-9-9-9-9-9-9" diye heceledim. Dayımın hafif alkollü hoşbeş havasından eser kalmadı. Yarattığım fikri beyniyle fagosite etmeye çalışıyordu. Ve ben hiç beklemeden tezimin en can alıcı kısmını acımadan yapıştırdım. "O zaman" dedim. "Bu adamı altmış dört milyon dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz kişi izleyecekse eğer, takımın geri kalan oyuncuları da onu izleyecek demektir" dedim. "Çünkü onlar da oynasaydı, maçı Türkiye nüfusu içinden izleyecek kişi sayısı olsa olsa en çok altmış dört milyon dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan beş olurdu" dedim. "Yani rakamla 6-4-9-9-9-9-9-5" diye heceledim yine. "O halde" dedim. "Türkiye adına sadece Orhun Ene sahaya çıkacak ve geri kalan takım maçı izlemekle yetinecekse" dedim, "Biz bu maçı kaybederiz arkadaş" dedim.

Olayda hiç akıl yürütmeyip, ortaya attığım muhteşem fikrimi görmezlikten gelen dayım biradan usulca bir fırt daha çekti ve tekrar suratıma dönüp usulca "Siktir git lan!" dedi. Tabi küfrü yiyince benim gözlerimi bir titreme aldı. Ellerim yumruk yumruk titredi. Sırtımdan soğuk terler boşandı. Boşaldım. Sinirliydim. Ayağa kalktım. "Şimdi böyle diyorsun ama, maçı kaybettiğimizde doğruyu söylediğimi anlayacaksın ulan! Yine bana döneceksin, ayaklarımda kul köle olacaksın, itleşeceksin, yalvaracaksın!" diye bağrındım. "Ama" dedim, "Ama seni affetmeyeceğim!" diye bitirdim. Kapıyı çarpıp evden muazzam bir hışımla çıktım. Sonra evin bizim ev, dayımın da misafir olduğunu hatırlayınca geri döndüm. Tekrar dayımın karşısına dikildim ama onu evden kovmaya götüm yemedi ne yalan diyim. Yanına oturdum, "Bir bira da bana açsana, ne bakıyon öyle" dedim. Açtı. Maçı izledik.

***

5 yaşındaydım. Ve yaşıma göre bir matematik ve mantık dahisi olaraktan hayatımın ilk küfrünü dayımdan, ilk kazığını aşırı mantığımdan yedim. Türkiye maçı kazandığında, ben dayımın dizlerine kafamı gömmüş, beni affetmesi için ağlıyordum.

Sosyal Medyaya Aktar :

4 yorum

  1. Küçükken böyle şeylere çok dikkat edilir...Daha dikkatli olur insan,bildiğini düşünebildiğini bir benlik olduğunu göstermeye çalışır :)

    YanıtlaSil
  2. vedat özdemiroğlu'nun bebek kafası dediği şey çok doğru bir şey aslında

    YanıtlaSil
  3. Yazının altındaki "5yaş" ibaresi, yazının sonlarına yaklaşırken ki insanın zihninde beliren "bu sefer olmamış" düşüncesini yok etmeye yetmiş, bi nevi o ibare yazıyı kurtarmış :)

    YanıtlaSil
  4. Teşekkürler yorumlarınız için :)

    YanıtlaSil

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt