Süleyman the Mafian - 2

Süleyman çok korkusuz bir yiğitti. Bir Allah'tan, bir de aynanın karşısına geçtiği zamanlarda kendisinden korkardı. Başka da hiç bir şeyden korkmazdı, diyeceğim ama, yalan söylemek gibi olmasın, aslında bir de komodo ejderinden korkardı. Rivayete göre Süleyman bir gün, iki yüz elli altı adamıyla beraber Serengeti'de ava çıkmış ve bir adet bir buçuk metrelik komodo ejderi tarafından hunharca kovalanmıştı. Süleyman bu karşılaşmada o kadar çok korkmuştu ki beyni kafatasının içinde panikten vızır vızır dönmüş, silahını kullanmayı akıl bile edememiş, hatta kaçarken ağırlık yapmasın diye onu bir kenara bile fırlatmıştı. Yine aynı rivayete göre o silah bir daha hiç bulunamamıştı. Halbu ki o tabanca, Süleyman'a, yazmış olduğu "Delikanlılığın Kitabı" ile dünya çapında bestseller olmuş Aynalı Tahir ve hayatta kalma makinesi ulu Nihat Doğan'ın paralarını birleştirerek aldıkları manidar bir hediyeydi.

Yine de Süleyman çok korkusuz bir yiğitti. Bir cengaverdi. Adeta! Bir Allah'tan, bir kendisinden, bir komodo ejderinden, ve hah evet, bir de Mozart'tan korkardı. Başka da hiçbir şeyden korkmazdı. Bir rivayete göre Süleyman küçükken babasının can düşmanı, yine bir mafya babası olan Şakir tarafından kaçırılmış ve aşırı dozda Mozart'a maruz bırakılmıştı. Karanlıkta üç gün boyunca -belki de beş, bilemedim şimdi- Mozart dinleyen Süleyman'da bu çok değerli şahsına münhasır beyefendiye karşı muazzam bir fobi oluşmuştu. Yine, ama evet yine aynı rivayete göre Süleyman yanlışlıkla veya tesadüfen Mozart'ın parçalarından dinlese, mesela dört saniye dinlese, hemen akşamına kabuslar görmeye başlıyor, akıttığı terler yüzünden yatağını sel alıp götürüyor, sabaha gözlerini Soros Körfezi'nde açıyordu. Ama üç saniye dinlediğinde bir şey olmuyordu. İki saniye dinlese yine gerçekleşiyordu kabusla başlayan o sulu yolculuk. Bu, Süleyman'ın hiç kaçamayacağı bir lanetti.

Yani demem o ki, Süleyman çok korkusuz bir aslan parçasıydı. -Yoksa arslan parçası mı demem gerekiyordu? Siktir et!- Bir Allah'tan, bir kendisinden, bir komodo ejderinden, bir Mozart'tan, ee, daha önce söylemeyi unutmuşum sanırım, bir de sevgilisinin apartmanında oturan meraklı yaşlı teyzelerden korkardı. Rivayet odur ki, Süleyman bir gün manitasının apartmanına girmiş fakat hemen akabinde, sürekli kapı deliğinden apartman koridorlarını gözetleyen, birbirleri arasındaki tek muhabbetin "Kız Ayşe, gördün mü, şu yeni taşınan aşüfte hemen başladı eve erkek atmaya!", "Cık cık cık, aile yaşıyor bu apartmanda, öyle ulu orta..."dan ibaret olan namus bekçisi yaşlı teyzeler tarafından imha edilmek suretiyle etrafı sarılmış, adeta ablukaya alınmıştı. Teyzelerin soruları, hakaretleri, ihtirasları ve hatta aralarından bazılarının Süleyman'a karşı olan arzularını kontrol edemeyişleri ve namusun kutsallığını hemencecik bir kenara bırakıp bu korkusuz mafya babasına oracıkta tecavüz etmeye kalkışmalarıyla Süleyman kalp krizi geçirmiş ve hastahaneye zor yetiştirilmişti.

Velhasıl, sözün özü şudur ki, Rıfat oğlu Süleyman her şeye rağmen çok korkusuz bir babacan adamdı. Cidden.

Sonra Süleyman yine öldü.

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt