on ve beş

Dipsizliğin karanlığında düştüm bir süre. Aylarca. Belki yıllar boyu. Zeminle kavuşmanın artık hayal olduğunu düşündüğüm sırada büyük bir kudret beni tekrar kuyunun ağzına; o çok güvendiğim, beni hep dik tutacaklarını sandığım ayaklarıma çelme takılan yere vakumladı. Geri dönmüştüm. Kadın orada, asırlar önce bıraktığım gibiydi. Aynı hüzün. Aynı acımasızlık. Aynı rahatlama. İğrenç suratında her şey aynı, her şey yerli yerinde. "Özür dilerim," dedi hiç kalınlaşmamış ses tonuyla. Cevap veremedim. O bana bakıyordu, ben ise kuyuyu kesiyordum. İçine bir kez daha atlamak, yukarıya tekrar vakumlandığımda kadına ne söyleyebileceğimi düşünebilmek için birkaç yüzyıl daha kazanmak istiyordum. Olamadı. Kadın da suskunluğuma daha fazla direnemeyince arkasını döndü. Yavaşça uzaklaştı. İyi bak, dedim kendime, şu kalçalara iyi bak. Senin avuçlarında bir başkasını sevmiş kalçalar bunlar. Bundan sonra eğer yine birini sevmeye niyetlenirsen, önce kalçalarına bak. Dürüst kalçalar ara, dürüst kadından önce. Ama hepsinden önce, biraz daha kuyu...

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt