yirmi ve iki

Ela gözlerinin feri yüreğimde kasırgalar koparırken, eylül esintisinde yüzüme çarpan kumral saçları vardı Ayten'in. Haziranda yaptığımız kaçamakları temmuz güneşine adıyor, kendimizi sıkıca birbirimize kenetlerken terimizin kutsallığını kazıyorduk bedenlerimize. Ben ona aittim. O da benimdi. Bizim ise bir sahibimiz yoktu, bütünleştikçe özgürleşiyorduk. Aşkımızı var edecek kadar doğurgandık ikimiz de, sonrasındakiler için sonsuza kadar kısır... Sadakatin kadim topraklarında beraber su içiyorduk büyüyebilmek için. Yapraklarımızın saf gözenekle...

Valla içim daraldı kızlara romantik gözükeceğim diye. Ayten'e kayıyordum ben arkadaş. İşin doğrusu bu. Çatır çatır kayıyordum hem de. Şimdilerde de Umut kayıyormuş mesela. Böyle bu işler, birileri kayacak hep. Demek istediğim, alt tarafı sevişiyorduk işte, bu kadar afili lafa gerek yok ki! Ne bu be! Oh be rahatladım. Edebiyat emekçilerinin de gözlerinden öpüyorum, işleri çok zor. Çok! Böyle anlatım mı olur; kelimelerle seviştim adeta. Ben böyle sevişmek istemiyorum hem, ben Sevgi'yle, Burcu'yla sevişmek istiyorum. Lütfen.

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt