şimdi gidiyorsun, git...

 “Boş ver abi, üzülme. Bir Anna Karenina gider, bir Madame Bovary gelir,” dedi Mike. “Senin,” dedim, “teselli veren küçük klasik dünyanı sikeyim!”

***

İlk terk edilişim değildi. Muhtemelen sonuncusu da olmayacak. Ama olabilir de. Bilmiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim. Hem kim bilebilir ki?

Tamamı aşk acılarıyla geçen hayatımda geride bırakılışlarımın ilkini, yeni aldığı çamaşır makinesi kirlenmesin diye içine kirli çamaşırlarını atmayacak kadar titiz bir manyak yüzünden yaşadım. Eğer bu sterilizasyon sapkınlığı, sahip olduğu tek süper güç olsaydı ilişkimiz daha uzun seneler boyunca ayakta kalabilirdi. Ne var ki sevgilim deyip bağrıma bastığım bu güzide bayanın aslında kocaman bir öküz olduğu gerçeğiyle çok hızlı bir şekilde yüzleşmiş olmam, ilişkiyi daha ikinci haftasından içinden hiç çıkamayacağı bir çukura sürüklemişti. Kimi zamanlar, keşke kendimi kontrol edip odunluğundan dolayı onu aşağılamasaydım diye hayıflanıyorum ama artık çok geç; üzgünüm, aramızdaki büyük aşkın saniyeler içinde, hiç anlamadan, Orhan Veli’yi rol model alıp izinden gideceğini bilemezdim.

Bahsi geçen hatun, çaya bandırdığı petibör bisküvinin yumuşamış kısmını kendisi yiyip geri kalan sert parçayı bana ikram edecek kadar ince bir dişiydi ve onun bu inceliği fena halde canımı sıkıyordu. Bir akşam, artık dayanamayıp rahatsız olduğum bu konuyu kendisine açtıktan sonra aramızda büyüyen 'petibörün çaya bandırılmış kısmını kimin yiyeceği'nin tartışması iyice şiddetlenince bir hışımla kapıya doğru yöneldi. Ben de bu göstermelik olduğunu düşündüğüm hareketine karşılık, o yemesin diye bütün bisküvileri içine tıkıştırdığım ağzımı hem iğrensin hem de gidersen git, umurumda değil, hepsi bana kalıcak, ohh anlamında ona doğru açıp vıcık vıcık bisküvileri dişlerimin arasından köpük köpük çıkarınca yüzünü ekşiterek blöf yapmadığını söyledi ve kapıyı çarpıp kırarak gitti. Aylardan Aralık’tı ve ben, fakir mühendis, uzun bir süre çok ama çok üşüdüm.

İkincisi izinli olduğu günlerde balkonda halı coplayarak enerjisini boşaltmaya çalışan bir çevik kuvvet hatunuydu. İki mahalle ötedeki karakolda çalışıyordu. Mesai bittikten sonra ahmakıslatan yağmurlarının altında sırılsıklam olmuş bir vaziyette eve gelir, ıslanmış ve bedenine yapışmış seksi üniforması eşliğinde benimle bana dayak atarmış gibi sevişirdi. Şükür ki o anlarda copu kullanmayı hiç önermedi, ben de sesimi çıkarmadım. Kullanmak isteseydi yine bir şey diyemezdim zaten, çünkü döverdi. Gerçi hangisi daha iyiydi onu da bilemiyordum. Bu karmaşa içinde onunla üç ay boyunca kimi zaman yatakta, kimi zaman helikopterde güreştim. Beni panzere attığı bile oldu. Ama ilişkimizin doksan üçüncü gününde adonisleri daha pantolonun altından belli olan bir güvenlik görevlisiyle tanışınca bu yazıyı yazan romantik adamı hemen terk ediverdi. “Gidiyorum,” dediğinde karşısında korkudan ağlayamadım bile. Zira ağlayan erkeklerden nefret ederdi. Küsküyü yerdim.

Perşembe’den yola çıksam Cuma’ya ancak yetişebileceğim cami kadar bana uzak ve soğuk olan dilberimden ise şimdilik pek bahsetmek istemiyorum. Ağrısı hala yüreğimin derinliklerinde.

Anna Karenina’ya gelirsek; o beni terk edenlerin şimdilik sonuncusu. Tüm namazlarını son geceye bırakıp sonra da yetiştiremeyecek kadar tembel bir mümineydi. O kadar uyuşuktu ki gelmeye üşenirdi. Bazen ben yarım saatlik performansın ardından onu orgazma ulaştırmayı başaramadan,  içimdeki azgınlığı -artık tutamadığımdan dolayı- tazyikle salıp yanına mahcup bir şekilde uzandıktan bir süre sonra sırf üzülmeyeyim diye üzerinde bıraktığım etki sayesinde kendi kendine garip bir şekilde geldiğini söylerdi. Yemezdim ama yermiş gibi yapardım. Yani demem o ki, Anna’nın geç gelişleri hep beni zan altında bıraktı. Sonra da benim hakikaten sorunlu olduğumu düşününce uyuşukluğunu yenip erkenden gitti. Acımadı.

***

Sevgilim, can parem…

Görüyorsun ya ben çok terk edildim. Her giden kalbimde bir tümör büyüttü. Çok acıdı yemin ediyorum. Allah’ıma kitabıma. Şimdi hepsini biliyorsun. O yüzden Mike haklıysa eğer, olur da bir gün gelirsen, gitme Madame Bovary. Sen gitme.

Lama - Mayıs, 2013

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt