kırk ve bir

Parmağımı kaldırdım. "Ne var?" dedi matematikçi. "Hocam biraz sessiz anlatır mısınız, şurada satranç oynuyoruz da," dedim.

En arkada, sıra arkadaşım Doruk'la devam ettirdiğimiz 2-2'lik satranç turnuvasının son müsabakasını yapıyorduk. Rakibini mat edecek olan, bir hafta önce İzmir'den sınıfımıza nakil olarak gelen taş gibi Funda'ya ilk çıkma teklifi yapma hakkını kazanacaktı. Mat olan ise, Funda'nın o teklifi geri çevirmesini bekleyecekti mecburen. Oysa ikimiz de yakışıklı çocuklardık, sınıfın hem zeki hem haylaz popüler öğrencileri olarak ilk teklifi yapanın kızı kapacağından emindik.

"Oğlum, hadi ya!" dedi hoca, "ders dinlemiyorsunuz, bari sınıfın huzurunu bozmayın," diye çekti azarı. Gülüştük. Funda da gülmüştü. Ayy yirim senin o gülen gözlerini, diye geçirdim içimden. Maç bitmeden zil çaldı sonra. Biz de satranç tahtasını ertesi gün devam edebilelim diye bozulmayacak şekilde sıranın altına koyup eve gitmek için okuldan ayrıldık. Çıkışta Funda'yı kollarına sararak öpen kas yığını üniversiteli Selim'i işte o gün gördük. Şok olmuştuk. Baya büyüktü Selim, dev gibi bir şeydi. Bizi görünce yanımıza geldi bu, biz ise baştan ayağa titriyorduk. "Funda'yla daha ilk günden baya ilgilenmişsiniz," dedi. Boğazımızdan götümüze bir korku tüneli açıldı. En ufak bir dayak girişiminde, "ben değil, o ilgilendi," diye suçu Doruk'un üzerine atacaktım; hatta işaret parmağımı hazır bile etmiştim, iftiraya yöneltilmek için sabırsızca benden emir bekliyordu. Sonra Selim, "bakın siz zeki çocuklara benziyorsunuz," diyerek kollarını ayrı ayrı boyunlarımıza doladı. Gözlerimizi kapadık, ilk yumruğu kimin yiyeceğini merak etmeye başladık. Sonra Selim fısıldayarak, "sataşan olursa söyleyin, icabına bakarız," dedi. Ayaklarımızdan saç tellerimize kadar buza batırılıp çıkarılmış gibi hissettik bir anda. Tüm tüneller doluverdi toprakla. Bir rahatlama, bir ferahlama... Asıldığımız kızın güçlü ve maço sevgilisi tarafından koruma altına alınmak muazzam bir duyguydu. "Anlaştık," dedik, "olur tabii söyleriz," dedik, "aslında bir Recep var, piçin teki, ama bakarız sonra," dedik, "döveriz o namussuzu," filan dedik, "di mi," dedik. "Döveriz tabii," dedi Selim, "siz Funda'ya göz kulak olun, ben herkesi döverim sizin için," dedi. Selim'i oracıkta ayak üstü alkış yağmuruna tutuverdik. Sonra da ağlaya ağlaya eve gittik. Bir Doruk hönkürüyordu, bir ben. Her hönkürük, tertemiz ve saf dünyamızda Funda için yakılmış bir ağıttı.

O satranç tahtasını dokuz yıldır hala aynı şekilde saklıyoruz. Eğer olur da Funda bir gün Selim ayısından boşanırsa maça kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bu mat senin için Funda!

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt