kırk ve dört

Bir gün yine Malmö'deyim. Bir İtalyan, bir Bulgar, bir de İspanyol'la gece kulübündeyiz. Dördümüz de sapız. "Ayrılalım, böyle dört sap olmaz, korkuturuz kızları," diyorum. "Niye abi?" diye soruyor İtalyan. Adı Sebastiano. Diğer ikisi de aynı durumda gerçi, soran gözlerle bakıyorlar bana. Belli, bu Avrupalılar erkek erkeğe saplar timi olarak hiç dolaşmamış. Doğduklarından itibaren hep kız içinde adamlar. Sağa dönseler kız, sola baksalar kız, ellerini atsalar yine kız. Avuçlasalar hep kız... Bütün dünyayı da öyle güllük gülistanlık sanıyorlar. Oysa şu an aramızda, içinde bulunduğumuz konjonktürün en tecrübelisi benim. Onlara üniversite yıllarımda belki kız tavlarız diye sekiz mühendisle topyekün Nevizade'ye gittiğimiz başarısız ve fiyasko seferlerimizden bahsediyorum. "Bakın," diyorum, "en güzel ihtimal yanımızda en az bir adet kız olması aslında. Kızlar yanında kız olan erkeklere bakar. Ama var mı? Var mı yanımızda kız?" diyorum. Şaşkın şaşkın sağa sola bakıyor mallar. "Yok," diyorum sonra, "ve eğer yanınızda hiç kız yoksa erkek de olmamalı," diyorum, "işin özü bu," diyorum, "tecrübelerim bana şu saplardan ayrıl diye haykırıyo," diyorum. Diyorum. Anlamıyorlar. "Cool olun, tek takılın, peşinden koşmayın kızların; bırakın onlar sizi tavlasın," diye bitiriyorum nutkumu. Nutuğumu. "Ben bunun kitabını yazdım olum Türkiye'de. Yeterli sayıda vizem olsa yedi cihanda da yazardım, beni dinleyin," diyorum. İsteksizce "peki," diyerek onaylıyorlar hep bir ağızdan ve ayrılıyoruz.

Ben bir masaya oturuyorum. Tek başımayım. Yavaş ve karizmatik hareketlerle içkimi yudumluyorum. Etrafa gizemli bakışlar atıyorum. Gerçi pek bir tepki alamıyorum ama canımı da sıkmıyorum. Gece uzun, kızlar seksi, en az biri düşecek ağıma; bekliyorum. Bir süre öyle geçiyor. Sabreden abazan kızlara erermiş, diyorum içimden. Sonra gülüyorum. Çok da fena şakacıyım. Bu kabiliyetimle utanmasam kendimi de tavlarım ama elalem ne der sonra, diye düşünüyorum bu sefer. Ulan yine gülüyorum. Valla yaman şakacıyım. Bu şakaların arasında bana bakan bir kız gözü görür gibi oluyorum ama çabuk geçiyor o his. Sonra birden saatler baya hızlı akmaya başlıyor. Ben bekliyorum.

Gecenin sonuna doğru telefonuma bir mesaj geliyor. Okuyorum. "Hi engineer! Biz üçümüz ayrıldıktan sonra sıkılınca yine bir araya geldik. O sırada karaoke yapan bir grup kız vardı, hiç duraksamadan aralarına katılıp şarkı söyledik. Çok sıcakkanlı insanlar. Hemen arkadaş olduk. Şimdi de evde parti varmış, oraya gidiyoruz beraber. Sende durumlar nasıl? Bulabildin mi sevişebileceğin bir kız?" diyor alçak Sebastiano. Başımı kulübün yanar döner lambalarına doğru kaldırıyorum. Gözlerimden trajik damlalar dökülüyor el değmemiş yanaklarıma. Dayanacak gibi değilim artık. Kulüpten çıkıyorum. Gecenin ayazına doğru ağlayarak koşuyorum.

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt