bam!

Sokak lambaları karanlıkla kontrast yapmaktan bir hayli sıkılmış olmalıydılar. Ya da gecenin diktasına boyun eğmişlerdi. Öyle çaresiz sönüktüler. Bu hikaye bir şiir yalakasının elinde olsaydı eğer, 'kendilerini mehtabın kollarına bırakan tembel ışıksızlıkların altında, güzelliğinin uğruna şehirlerin yakılacağı bir kadın yürüyordu,' şeklinde iddialı ve samimiyetsiz betimlemelerde bulunabilirdi sahne için. Oysa yüksek binaların ortasındaki bu dar ve karanlık sokağa ay ışığı erişemiyordu bile, kadın da o kadar güzel değildi zaten, öyle olsaydı manken olurdu. Ama değildi işte. Pespaye elbisesinin içinde pek satamamış bir roman yazarıydı; ıssız sokakta yürürken daha otuz sekiz yaşında çökmüş omuzlarının gerisinden kendisine ait olmayan adımların tedirgin edici seslerini duyan endişeli bir kadındı alt tarafı. Gerisinden salınan yabancı solukların esintisi takip mesafesinden içeri henüz girmemişti ama hızlanmazsa ensesinden içeri doğru acımasızca süzüleceklerini düşündü bir an için; o yüzden hızlandı. Arkadaki de kadındaki değişime ayak uydurmakta gecikmedi. Kadın iki adım attı, o üç. Kadın dört gitti, o beş geldi. Kadın daha da korktu, o daha da çok korkuttu. Siyahın içinde arkalı önlü beraberce yürüdüler, yürümeye devam ettiler. Ve hala da yürüyorlardı. Sokağın sonu kadına gelecek gibi gözükmüyordu, kadın da oraya yetişecek gibi değildi. Arkadan yaklaşan ise istediği her an, sokağın her yerinde olabilirdi; ya da onun gibi bir şeydi. Kadın en sonunda dayanamayıp bir dal parçası kadar kırılgan olan cesaretine tutunarak geriye doğru bir bakış atmaya karar verdi. Boşu boşuna korktuğunu görerek ferahlamaktı niyeti. Keşke öyle olsaydı. Kafasını çevirdiğinde kirli sakalının ardına yüzünü gizlemiş bir adamın tuttuğu silahın namlusuyla selamlaştı. Gözlerini refleksle kapadı. Daha düşünmesine bile fırsat vermeden patladı silah. BAM!

Silahın patlamasının beraberinde getirdiği kısa bir sessizliğin ardından kadın gözlerini açtı. Derin bir nefes verdi geceye ve hayat normale döndü. Adam elinde silahıyla yanına geldi, "bu sefer oldu mu," diye sordu. "Oldu," dedi kadın, "sanırım anladım, şimdi tam o ölüm anının heyecanını ve çaresizliğini yazabilirim." "Peki," dedi adam; kadının editörüydü. Kurusıkı tabancasını beline sokarken kadının çantasına giren ele dikildi gözleri, "ıslak mendilin var mı," diye sordu. Kadın konuşmadı. Çantadan çıkan eldeki parmaklar küçük bir silahı kavramıştı. Kol ileriye doğru uzanırken editör mendili de ıslaklığını da unuttu, "ne yapıyorsun," diye haykırdı. Kadın cevap vermedi ve düşünmeye fırsat bırakmadan silahı adamın alnında patlattı. BAM!

Adam kafasından kanlar fışkırtarak yere düştü. Kadın silahını çantasına geri koydu. "Sanırım anladım. Artık o öldürme anını da yazabilirim," dedi kendi kendine ve ölü editörden yavaşça uzaklaşarak karanlıklara karıştı. Şiir yalakası arkadaşımız burada olsaydı, 'güzel kadın ilerledi ve gecenin kendisine sahip olmasına izin verdi,' diye anlatırdı finali. Oysa öyle değildi. Bu hikayede kadındı gecenin sahibi.

Pijama - Ağustos, 2015

Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt