elli ve sekiz

Kapında sabahladığım geceyi hiç unutamıyorum sevgilim. Dışarıda Katrina tüm seksiliğiyle eserken, uçuşan eteklerin görünür kıldığı bacakları izlemek yerine kafamı kapına dayamış hüngür hüngür ağlıyordum. Soğuktu. Çok soğuk bir Aralık gecesiydi. Üzerimde sadece ince bir tişört vardı indirimden aldığım. Waikiki’de 9.99 liraya satıyorlardı, ben 10 lira vermiştim. Altımda ise kot pantolonum ve çıplak ayaklarıma geçirdiğim parmak arası terliklerim sarıyordu uzuvlarımı. Çok soğuktu ama senin hayalin beynimden yayılan bir ateş dalgası gibi sarmalıyordu bedenimi ve kızlar sokakta mini elbiseleriyle yürümeye devam ediyorlardı. Bilirsin, bizim mahalle böyle bir yerdir işte, mahalleliler de en başından beri hep böyle çılgındı zaten. Ama diyorum ya, sonuç olarak soğuktu. Fırtına pencereleri sarsıyor, bulutlar ara ara gözyaşı döküyor, ben kapında ağlıyor, sen de yatağında uyuyordun. Çaresizdim. Tüm olanları sana bir türlü anlatamıyordum da… Halbuki açıklayabilirdim.

O yan dairedeki yellozun Özge ile beni sinemada el ele görmüş olması kesinlikle zamansız bir talihsizlikti. İzlediğimiz romantik komedi tadındaki filmden sıkılarak el kızartmaca oynadığımızı nereden bilebilirdi ki? Sonra sinemadan çıkıp Özge’nin evine gidişimiz de aynı sebepten vuku bulmuştu zaten. Film çok sıkıcıydı sevgilim. Özge’ye “madem film bu kadar sıkıcı, niye senin evine gitmiyoruz o zaman,” şeklindeki teklifi keşke yapmamış olsaydım. Bu kadar yanlış anlayacağını bilseydim Özge’yi evine bırakır, oradan da sana gelirdim. Ama film gerçekten çok sıkıcıydı ve Özge’nin evinde de kaloriferler yanmıyordu. Donarak ölmemek için yatağın içine girmemizi keşke bu kadar büyütmeseydin. Diyorsun ya “o zaman niye çıplaktınız?” Sen hiç mi fizik, hiç mi biyoloji dersine girmedin sevgilim? Birbirine sürten iki yünlü kazağın elektrik çıkaracağını, sıcaklık çıkması için ise iki çıplak tene ihtiyaç duyulduğunu nasıl bilmezsin! Ne yapsaydık yani, elektrik çarpmasından ölse miydik? Bensiz bir hayatın senden neler eksiltebileceğini hiç mi düşünmüyorsun? Film çok sıkıcıydı diyorum, anlamıyor musun?

Saat sabaha karşı altı olduğunda; yani gökyüzündeki bulutlar güneşi maskeleyerek havanın aydınlanmasına izin vermediği o sabah, üzerimdeki ince tişörtümle kapında ağlayarak beklemekten de beklerken ağlamaktan da vazgeçtim. Belli ki açmayacaktın. Ben de oturma odasına geçip Bizim Mahalle’nin o an televizyonda dönmekte olan elli sekizinci bölümünü izlemeye karar verdim. Seksi aktris Banu Özyüksel gerçekten de bundan önceki elli yedi bölümde olduğu gibi hala mini eteğiyle sokakta yürümeye devam ediyordu ve inanır mısın, dışarıda hava inadına soğuktu. Neyse ki Bizim Mahalle o kadar da sıkıcı değildi.
Bu Hİkayeyİ Sosyal Medyaya Aktar :

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

- Yüreğin yukarıdaki yazıya yorum yazmak istiyorsa lütfen sesini dinle, hem bedava!

- Profil seçiminde Adı/URL'yi seçerek sadece adını/nickini yazıp hızlıca yorumunu gönderebilirsin. İstersen Anonim'i seçerek daha da hızlı davranabilirsin; ve fakat kim olduğunu kimse bilmez senden başka. Yok, eğer Benim orda burda hesabım var argadaş, varsa boşuna mı var? dersen hesaplarından biriyle de girip yorumunu bırakabilirsin. Bana ne lan, yap işte bi' şeyler!

← Sonraki
Sonraki Kayıt
Önceki →
Önceki Kayıt